Ben dokunsal bir insanım. Sevdiğim insanlarla yan yanayken onlara dokunmadan edemem. Ya sarılırım, ya elini tutarım, ya omzuna dokunurum. Yanak yanağa da verebilirim. Bunları yaparken de bir bilince sahip olduğumu düşünmüyorum. Kedi gibi de olabilirim bu açıdan bakınca ama hır hır diye ses çıkarmıyorum. Bunun yokluğuna nasıl alışırım bilmiyorum. İletişim dediğimiz şey sadece sözün anlattığı şey değildir. Bakış, göz deviriş, dudak ısırış, yüzdeki çizgilerin dalgalanışı, kaşların kalkması, dokunmak, tutmak, sarılmak. Bunlar da gündelik hayatta kullandığımız iletişim yöntemlerinden. Dokunmak yerini sözlere mi bırakacak? Belki ilerlerse sadece bakarak ya da birbirimize bir şeyler yazarak anlaşacağız. Umarım böyle bir şey olmaz ama bundan güzel kurmaca olur ki olmuş da. Beni yazmaya iten Fatma Barbarosoğlu'nun Perdenin Ötesine Bakmak isimli kitaptaki film inceleme yazısı. Film Perfect Sense. İzlemedim, birazdan açıp izleyeceğim. Muhtemelen de çok seveceğim. Yazı bize sorular sorarak başlıyor. Ağzınızın tadı nasıl? Isırdığınız ekmeği içtiğiniz suyu çok şükür diyerek tadına vara vara çiğnediniz mi? Denizin sesini, yağmurun sesini, çocuk sesini ya da köpeklerin seslerini işitiyor musunuz diye sormuş. Eskiden insanlar tecrübe ettiklerini anlatırmış, zamanımızda ise deneyimlemek istediğimiz şeyleri anlatıyor. Bu durum bana bir derviş hikayesini anlattı. Bir gün bir şeyh müritlerinden bilgisi, ilmi, fıkhı ve tedrisi fazla olan birini kürsüye çıkarıp sohbet etmesini istemiş. Mürit Fıkıh'tan, Hadis'ten ilimden bahsederken diğer dervişlerin kendisini dinlemediğini, uyuduğunu fark etmiş. Sonrasında o kürsüden inince Şeyh çıkıp sabah tavayı ocağa koyduğunu, içine tereyağı koyup erittiğini ve içine üç yumurta kırdığını anlatmış. Bütün dervişler pür dikkat şeyhi dinlemiş. Kürsüye çıkan derviş bu olayın hikmetini herkes dağılınca mürşide sormuş. Evladım bilim, ilim güzeldir değerlidir ama insanlara kendi yapmadığın şeyleri anlatırsan dinletemezsin kendini. Evvela kendinin dinlemesi lazım demiş.
Fatma Barbarosoğlu yazının devamında iletişim çağında insanların daha önce hiç olmadıkları kadar yalnız olduğunu söylemiş. Bunun sebebi belki de insanın hayallerinden bahsetmesidir, yaşadıklarından ve yaşıyor olduklarından değil. Çoğu kişi hayalim bu derken aağzından çıkan hayalin gerçekliğine inanmaz. Sanki bütün insanlar istedikleri dışında bir hayat yaşıyormuş gibi davranıyor. Bu davranış istenilen hayata yaklaştırır mı? Elimizde olmayan şeyler dışında yaşadığımız her şey kendi seçimlerimizin bir sonucu. Buna başkasının isteklerini dinleyerek hayatımıza yol çizmek de dahil. Evet bu da seçimimiz.
Neyse hayat bitene kadar devam ediyor sevgili okur. Ben filmi merak ettim. Gidip filmi izleyeceğim. Umarım Rabbim sevdiklerimize doya doya sarıldığımız günlerimizi bize geri verir. Bu başlamadan önce Ulvişime sarılamıyordum hep nane limon gezdiğim için. Bu içimde kocaman bir ukteye dönüşürken şimdi kirli ve hastalıklı gibi kimseye sarılamıyorum. Daha beterleri gelmez inşallah başımıza.